Akut aort diseksiyonu tanısı klinik şüphe ile konulan ve tanısı konulsa bile hastane içi mortalitesi çok yüksek (% 12-27) olan vasküler bir hastalıktır. Aort duvarı içten dışa doğru intima, media ve adventisya adı verilen üç tabakadan oluşur. Aort duvarında intima tabakası ile media tabakası arasında oluşan bir yırtık sonucu, intima tabakasının kan akımı yönünde distale doğru ayrılması aort diseksiyonu olarak tanımlanmaktadır. Aort duvarındaki media tabakasının, elastik fiber ve kas hücrelerinden oluşan yapısında dejenerasyona sebep olan durumlar aort diseksiyonu için predispozan faktörler olarak kabul edilir.
Klinik
Aort diseksiyonunda başvurudaki en sık şikâyeti % 80 oran ile göğüs ağrısı olup bunu sırasıyla % 40 ile sırt ağrısı ve % 25 ile karın ağrısı takip eder. Ağrı genelde ani başlangıç gösterir (tipik özelliktir) ve batıcı (bıçak saplanır vasıfta), yırtıcı, koparıcı vasıfta tarif edilir. Tip A aort diseksiyonu olan hastalar çoğunlukla göğüs ağrısından yakınırken, Tip B diseksiyonu olanlar ise çoğunlukla sırt ve karın ağrısından yakınırlar. Tipik olarak bilinen bu şikâyetler haricinde atipik şikayetler de (akut aort yetersizliği, perfüzyon bozukluğu, periferik nabızların alınamaması, çeşitli nörolojik bozukluklar, uç organ iskemileri, senkop, hipovolemik şok, kardiyak tamponad gibi çeşitli kardiyovasküler, nörolojik, gastrointestinal prezentasyonlar) bildirilmiştir. Anamnez genelde tipik olmasına rağmen; fizik muayene çoğunlukla güvenilir değildir ve muayene bulgusu genelde yoktur.
Tanı
Zamanında tanı koymak, her geçen saatte mortalite artışı nedeniyle çok önemlidir. Tedavi edilmezse 2 hafta içinde mortalite % 75 ike başarılı cerrahi ile 5 yıllık yaşam şansı % 75 olarak saptanmış. Mortalitesi çok yüksek olan aort diseksiyonun hızlı tanı konulması öncelikle
yüksek olasılıklı klinik şüphe ve tanısal testlerin hızlı bir şekilde yapılması ile olur.
Kontrastlı Bilgisayarlı Tomografinin (BT) duyarlılığı %93 özgünlüğü %98’dir. Hızlı, güvenilir, hemen hemen bütün acillerde ulaşılabilir olması avantajıdır. Klasik flap görünümü, yalancı lümen görünümü tanıyı destekler.
Tedavi
Bu hastaların %70 hipertansiftir ve çoğu yaşla birlikte arter duvarlarının direnci azaldığı için 50 yaşın üzerindedir. Akut aort diseksiyonunun tedavisinde tercih edilen ilaç intravenöz
esmolol veya
labetaloldür. Betablokerlere ek nikardipin, nitroprussid, nitrogliserin kullanılır. Bu hastalarda hem beta-bloker (hasta bradikardik değilse) hem de vazodilatör kullanılmalıdır. Akut aort diseksiyonu olan hastalarda kan basıncının 5 ila 20 dakika içinde hızlı ve anında düşürülmesi gerekir. Bu hastalarda hedef
kan basıncı hedefi 120 mmHg’nin altında bir sistolik kan basıncıdır. Beta blokajından sonra kan basıncı yüksek kalırsa, intravenöz nitrogliserin veya nitroprusid gibi bir vazodilatör uygulanabilir. Aort diseksiyonunda diseksiyonunun yayılması sadece mutlak kan basıncına değil, aynı zamanda sol ventrikül kasılmasının hızına da bağlıdır. Tek başına bir vazodilatör kalp hızını azaltmak yerine refleks taşikardiye neden olabilir ve böylece diseksiyonun yayılmasına neden olabilir. Bu nedenle optimum tedavi bir parenteral betabloker ve bir vazodilatör kombinasyonunu içerir ve kalp hızı yaklaşık
55 ila 65 atım / dakikayı hedefler. Bu durumda
ilk tercih edilen betabloker genellikle esmolol ve alternatif olarak labetalol veya metoprololdür. Esmolol bir β 1 antagonistidir, labetalol ise 1: 7’lik bir alfa-beta bloke etme oranına sahip bir kombine α 1, β 1 ve β 2 antagonistidir. Her ikisi de kalp atış hızını yavaşlatarak miyokardın oksijen ihtiyacını da azaltır. Esmolol, kalp debisini azaltarak ve renin salınımını inhibe ederek kan basıncını düşürürken, labetalol doğrudan son yükü azaltır ve ayrıca renin salınımını inhibe eder. Dezavantajları, negatif inotropik etkileri ve reaktif hava yolu hastalığı olan hastalarda olası reaksiyonlarıdır. Esmololün yarı ömrü yaklaşık dokuz dakika iken, labetalolün yarı ömrü 5.5 saattir.